Hesap Aç

*

*

*

*

*

*

Şirenizimi Unuttunuz

*

Su Yalıtımı

SU YALITIMININ TARİHÇESİ

Bilinen en eski su yalıtım projesi, Babil'in Asma Bahçeleri'dir (Şekil 5). Antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan Babil'in Asma Bahçeleri; 25 metre yüksekliğindeki kolonlar üzerine oturan teraslardan oluşuyordu. Su yalıtımı bitüm ve kurşun ile sağlanmıştı. Diğer bitkilerin yanı sıra ağaçlar da bu teraslara dikilmiş ve Fırat nehri yakınlarında köleler tarafından çalıştırılan, su çeken bir sulama makinesiyle sulanmıştı.

 

 

Babil'in Asma Bahçeleri,
 
Kral Nebukadnezar tarafından 26 yüzyıl önce inşa edilmiş,
antik dönemlere ait bir su yalıtım projesidir. 
Ağaçlar ve bitkilerin ekilmiş olduğu toprakla doldurulmuş olan teraslar,
yükseklikleri 25 metreye ulaşan bir dizi kemer ile desteklenmiştir.
Ağaç ve bitkilerin sulanması Fırat Nehri'nden yapılıyordu.

Mısırlılarda Bitüm ve bitüm teknolojisini çok iyi bilen bir toplumdu.

Özellikle Ölü Deniz bölgesinde zengin olan bitüm kayalarında

bitümü elde ederek onu işlemiş ve mumyalamada kullanılan parafını elde etmişlerdir.

Yirminci yüzyılın başlarında, su yalıtım projeleri daha yaygın ve olağan bir hale gelerek,

özellikle tüneller, barajlar, havuzlar ve su ile ilgili diğer yapılarda kullanılır olmuştur.

Yaya kaldırımı altında bulunan yeraltı mahzenleri de kömür katranı-zift örtüler ile korunmuştur.

20. yüzyılın başlarına kadar

bitüm veya kömür katranı kullanım alanında ısıtılarak uygulama yapılacak yüzeye sürülmekte,

bu katmanlar arasına taşıyıcı olarak;

pamuk, kanaviçe, hayvan kıllarında yapılmış keçeler gibi organik taşıyıcılar konulmaktaydı.

Bu ilk dönem yerinde uygulamalı örtüleri,

su yalıtımı sağlamak amacıyla 4–6 kat, nem yalıtımı için ise 3–4 kat uygulanıyordu.

20 yüzyılın başlarında ilk fabrikasyon örtüler,

okside bitüm ile kaplanmış karton, jüt, pamuklu kanaviçe, hayvan kıllarından imal edilmiş keçeler vb. organik taşıyıcılara emdirilerek üretilmişlerdir.

Bu örtülerde uygulama alanlarında birbirleri ile ve katlar arasında sıcak okside bitüm kullanılarak uygulanmışlardır.

Bu fabrikasyon üretim kaliteyi ve hızlı uygulamayı beraberinde getirmiştir.

Bugün hallen kullanılmakta olan

Paris, Berlin metrolarının bir bölümü bu örtülerle 20. yüzyıl başlarında yapılmıştır.

Teknolojinin gelişimi ile birlikte 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra organik taşıyıcılar yerine cam tülü gibi inorganik taşıyıcılar geliştirilmiştir.

Cam liflerinde üretilen cam dokumalardan üretilmiş örtüler mukavemet istenen yerlerde tüketicinin kullanımına sunulmuştur.

YENI NESIL SU YALITIM MALZEMELERI

Geleneksel yerinde uygulamalı örtüler yerine geçen yeni nesil malzemeler;

polyester keçe veya polyester keçe üzerine lamine edilmiş cam tülü fitilleri içeren inorganik taşıyıcılar,

bitümün fiziksel ve kimyasal özellikleri geliştirilmiş polimer bitüm ile kaplanarak

SBS veya APP katkılı modifiye edilmiş

polimer bitümlü örtüler üretilmektedir.

Bu ürünlerin diğer bitümlü su yalıtım ürünlerine karşı üstün su yalıtım özelliğine sahiptir.

??

İnsan doğası gereği atmosferik şartlardan her zaman için kendini korumak istemiştir.

Mağaraların, hem soğuk hem de şiddetli fırtınalardan korunmak için tarih öncesi çağların şartlarında

iyi bir barınak olduğu açıktır.

Yağmur ve fırtınanın getirmiş olduğu olumsuzlukları önleyebilmek için,

mağaralar ve daha sonra oluşturulan ilk çadırlar ile birlikte yağmur suyundan sakınılmıştır.

Su yalıtımı ilk olarak yağmur suyundan korunma gerekliliği ile karşımıza çıkar.

Bu ihtiyaç; mağaraların, kayaların arasına gizlenme,

daha sonra çadır ve dolayısıyla çatı kavramının ortaya çıkması sonuçlarını doğurmuştur.

Sakınılması gereken yukarıdan gelecek sudur.

Ancak zaman içinde, yapılardaki teknolojik gelişmeyle birlikte sakınılacak suyun yönü ve şartları da şekil değiştirir.

Artık sadece bulutlardan gelecek su değil, yeraltı suları da yaşadığımız binalara zarar verebilir konumdadır.

Göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişin bu sürece katkısı büyüktür.

Ne zaman ki insanoğlu çadırları ile birlikte kıtalar boyunca gezip durmaktan yorularak,

köklerini salacağı topraklara kavuşma ihtiyacı hissetti,

kendi kökleri gibi bina köklerini de toprağın derinliklerine salma ihtiyacı doğdu.

Artık su ile, aşağıdan da mücadele edilmesi gerekiyordu.

Yapıların, uzun ömürlü, konforlu ve sağlıklı olması;

ancak doğru şekilde tasarlanarak inşa edilmesi ve yapıya zarar veren dış etkilere karşı korunması ile mümkündür.

Yapılara etki eden en önemli faktörlerden biri de sudur.

Yapılar;

• Yağmur, kar gibi yağışlar,

• Toprağın nemi ve toprak tarafından emilen yağış veya kullanma suları,

• Banyo, tuvalet gibi ıslak hacimlerde su kullanımı,

• Yapının, üzerine inşa edildiği zemindeki basınçlı veya basınçsız yeraltı suları

• Bina içinden gelen su buharının çatı cephe gibi dış yüzeylerde yoğuşması nedeniyle suya maruz kalırlar.

Suyun yukarıda sayılan yollarla yapıyı ve konforu tehdit etmesi engellenemez fakat yapılara suyun girmesi önlenebilir.

Yapıların, her yönden gelebilecek suya veya neme karşı korunmaları için, yapı kabuğunun yüzeyinde yapılan işlemlere

“su yalıtımı”

denir.

Yapı ömrü ve dayanıklılığı açısından en büyük tehdit “su”dur.

Yapıya sızan su; yapıların taşıyıcı kısımlarındaki donatıları korozyona uğratarak,

kesitlerinin azalmasına ve yük taşıma kapasitesinin ciddi miktarlarda düşmesine neden olur.

Ayrıca yapı bileşeni içerisinde su, soğuk mevsimlerde donarak,

sıcak mevsimlerde ise buharlaşarak beton bütünlüğünün bozulmasına ve çatlakların oluşmasına yol açar.

Bunun dışında zemin rutubeti veya zemin suyu içerisinde bulunan sülfatlar,

temel betonuyla kimyasal reaksiyonlara girerek beton kompozisyonunun bozulmasına neden olur.

Bu da yapı ömrünü ve dayanımını olumsuz yönde etkiler.

Su ayrıca, binalarda insan sağlığı açısından zararlı küf, mantar vb. organik maddelerin oluşumuna da yol açar.

Zemin üstündeki yapı elemanlarını; yağış sularının ve asidik atmosfer gazlarının zararlarından;

zemin altındaki yapı elemanlarını ise zemin suyu ve rutubetinin zararlı etkilerinden korumak için su yalıtımı yapılır.

Etkin bir su yalıtımı için, yalıtım uygulamasının,

binanın temelinden çatısına kadar tüm yapı elemanlarını kapsaması gerekir.

Zemine oturan döşemeler, balkonlar, dış duvarlar, çatılar ve temel duvarları yalıtıma konu olur.

1999 yılında ard arda yaşanan iki büyük depremin ardından richter ölçeği

, tsunami, zemin etüdü gibi yeni kavramlar hayatımıza girdi.

Korozyon da bu kavramlardan biriydi.

Depremde birçok yapının yıkılmasının nedeni korozyon, yani paslanmaydı.

Korozyonun nedeni ise su yalıtımının yapılmamış olmasıydı.

Yapıların suya karşı yalıtılması gerektiği ne yazık ki çok acı bir tecrübeyle dahi henüz tam olarak anlaşılamadı.

Suyun yapılar üzerindeki en büyük etkisi bina ömrü ve güvenliğiyle ilgilidir.

Bu durum su yalıtımının yaşamsal bir önemi olduğunu ortaya koyar.

Suyun yapılara verdiği hasar,

özellikle deprem tehdidinin bulunduğu bölgelerde can ve mal güvenliği açısından tehdit oluşturur.

Herhangi bir yoldan yapı donatısına sızan su, donarak veya kimyasal tepkimelere girerek

donatının özelliğini yitirmesine yol açar.

Donatının özelliğini yitirmesi ise dayanım gücüne ve süresine olumsuz etkilerde bulunur (Resim 1).

Suyun binalarımızın dayanıklılığına vermiş olduğu zararı genellikle gözle göremeyiz,

ancak sonuçlarıyla karşılaştığımızda fark edebiliriz.

Büyük bir depremde, korozyona uğramış bir binanın ayakta kalması hemen hemen mümkün değildir.

Bu nedenle özellikle Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan ülkelerde su yalıtımının yaşamsal bir önemi vardır.

 

 

KOROZYONUN ZARARLI ETKİLERİ

 

 

Genel olarak beton, içine gömülmüş donatıyı korozyona karşı korur.

Donatı, betona gömülür gömülmez oluşan ince film tabakası çeliğe yapışır ve korozyona karşı dayanım oluşturur.

Bu dayanım betonun yüksek alkali ortamına ve elektriksel dirence doğrudan bağlıdır

. Betonun kılcal boşluklarındaki nemde bulunan iyonlar elektriksel iletkenlikte rol oynar.

Yüksek elektriksel direnç de dayanıklı beton anlamına gelebilir.

Yapılardaki donatının korozyonuna ve bu korozy

onun sürmesine neden olan

4 ana etken vardır;

• Karbondioksit veya klorun neden olduğu reaksiyonlar sonucu donatı etrafındaki koruyucu pasivasyon

tabakasının bozulması,

• Betonun kılcal gözenekleri içinde dağılmış olan ve elektrolit görevi gören su,

• Betonun gözeneklerinden içeri giren oksijen.

• Önlem alınmadığı taktirde betonarmenin içinde gerçekleşen yoğuşma nedeniyle nemlenme.

Beton üzerindeki film tabakasını bozarak donatının korozyona uğramasına neden olan şartlardan biri karbonasyondur.

Atmosferdeki karbondioksit ile betondaki çimentonun kimyasal reaksiyona girmesi, betonun büzülmesine,

dolayısıyla çatlakların artmasına neden olur.

Aynı zamanda betonun pH değerinin düşmesi

(normal bir betonun pH değeri 12,5 -13,5 arasındadır ve bu miktar korozyonun oluşmaması için yeterlidir)

ara yüzeylerdeki alkaliliğin düşmesine, mevcut koruma tabakasının da bozulmasına neden olur.

Koruma tabakasının bozulmasının bir diğer nedeni de klor iyonlarının varlığıdır.

Sonuç olarak her iki durumda da korozyonun başlaması için gerekli şartlar oluşur

(pH değerinin 9'un altına düşmesi)

ve süreç işlemeye başlar. Ortam şartlarının durumuna göre oluşan bir hızda, donatı yüzeyinde

donatı hacminin 2.5 katı büyüklükte demir oksit oluşumları meydana gelir.

Oluşan pas, yetersiz pas payı sorunu da varsa, mevcut betonu çatlatır.

Betonun dökülmesiyle beraber donatı açığa çıkar. Havayla temas nedeniyle de korozyon hızındaki artış kaçınılmaz olur.

Korozyona bağlı olarak donatı kesitinde oluşan kayıp,

donatının başlangıçta tasarlanan hesap değerlerini karşılayamamasına neden olur.

Bu da binanın taşıma gücü, dolayısıyla da yapı güvenliği açısından hiç istenmeyen bir durumdur.

Hesap dayanımı

365 MPa olan S420b sınıfı Ø 12'lik bir çeliğin başlangıçta 41.3 kN yük taşıyabilirken,

korozyon kaynaklı donatı kesit kaybının 0.25 mm/yıl olduğu bir kabul sonucunda 5 yılın sonunda

25.9 kN, 15 yıl sonra da 5.8 kN yük taşıyabilir.

Bu koşullarda donatı 24 yıl sonunda taşıma kapasitesini tamamen kaybedecektir.

 

2- Su Yalıtımı Konfor Sağlar

Su, bizim için ne kadar vazgeçilmezse bir o kadar da yapılarımız için korunulması zorunlu bir öğedir. Toprağın nemi ve basınçsız su, yapı elemanı gözeneklerinden geçerek iç ortam yüzeyinde küflenme, siyah leke ve mantar gibi organizmaların oluşmasına neden olur. Bu yüzden iç yüzeyde bulunan ahşap gibi doğal malzemelerin çürümesine, sıvaların kabarıp dökülmesine, kolon ve perde duvarlardaki donatının paslanmasına neden olarak konforumuzu bozar.

Nem ve nemin yol açtığı küf mekânlarda kötü kokuların oluşmasına yol açar. Bu durum ortamda bulunan insanları rahatsız edecektir. Su yalıtımı sayesinde nemin önlenmesi, insan konforu açısından olumsuzluk yaratan bu kötü kokuların yayılma olasılığını da ortadan kaldırır.

Su yalıtımı, suyun odalarımıza damlamasını engelleyerek konforlu yapıların elde edilmesini sağlarken, bakteri, küf vb. organizmaların oluşmasını önler.

 

 

3- Su Yalıtımı Ekonomiye Katkıda Bulunur

Ekonomik değerleri günümüzde giderek artan yapıların uzun ömürlü olması gerekir. Bugün bir yapının kullanım ömrü yaklaşık 50 yıldır. Suyun olumsuz etkileri yapıların kullanım ömrünü azaltır. Bu da ekonomik bir kayıptır. Su yalıtımıyla bu kayıp da giderilmiş olacaktır.

Ülkemizin yüzölçümü olarak yüzde 92'si, nüfus yoğunluğu olarak yüzde 95'i deprem kuşağındadır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın verilerine göre son 58 yıl içerisinde meydana gelen depremler; 58 bin 202 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, 122 bin 096 vatandaşımızın yaralanmasına ve yaklaşık 411 bin 465 binanın yıkılmasına veya ağır hasar görmesine neden olmuştur.

Dünya gazetesi tarafından hazırlanan bir haberde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından, 55 bin 651 konut ve işyerinde yapılan kontrollerde incelenen binaların yüzde 79'unun hasarlı bulunduğu ifade edilmiştir. Habere göre; incelenen binaların yüzde 64'ünde nemin yol açtığı korozyon (paslanma), yüzde 41'inde malzeme eksikliği, yüzde 18'inde inşaat aşamasında betonun sulanması, yüzde 11'inde eskime ve yıpranma, yüzde 3'ünde proje hatası, hasarların nedeni olarak belirlendi. Aynı haberde binaların yüzde 21'inde zemine uygun olmayan inşaat, yüzde 6'sında taşıyıcı elemanların kaldırılması ve delinmesi gibi hususların tespit edildiği ifade edilmiştir.

Su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyeti, bina maliyetinin yaklaşık yüzde 3'üdür. Binaların sağlamlığı göz önünde bulundurulması gereken en önemli unsurdur. Buna bağlı olarak su yalıtımının sağladığı yarar, maliyetten çok daha önemlidir.

Su yalıtımı, yapılarımıza suyun girebileceği; temellere, toprak ile temas eden duvarlara, suyun yapı dışında birikebileceği veya suyun basabileceği seviyenin altındaki dış duvarlara, balkonlara, teras ve eğimli çatılara ve ıslak hacimlere yapılır. Bir yapının uzun ömürlü olabilmesi için başlangıç aşamasında su yalıtımı kurallarına göre tasarlanması gerekir. Su yalıtımı yapılmadan inşa edilmiş binalarda, çatı ve ıslak hacimlerin su yalıtımı sonradan rahatlıkla yapılabilirken, toprak altındaki duvarların yalıtılması için binanın etrafının kazılması gereklidir. Binanın üzerine oturduğu temellerin su yalıtımının yapılabilmesi için ise yapımızın havaya kaldırılması gerekir ki, bu da henüz mümkün değildir. Bu gibi durumlarda sadece konforumuzu bozan küf ve mantar oluşumu engellenebilir. Suyun yapı ömrünü etkileyen zararlarından, yapı inşa edildikten sonra tam anlamıyla korunmak mümkün değildir . Temel seviyesindeki suyun drenaj (tahliye) önlemleri ile yapımızdan uzaklaştırılması çoğu kez yapılabilecek tek uygulamadır. Su yalıtımının bir diğer uygulama alanı da, suyun içerisinde kalmasını istediğimiz; havuz, su depoları, suni göletler vb. yapılardır.

Yapılarda su yalıtımı, suyun hangi şiddette, hangi halde ve nereden gelirse gelsin yapı kabuğundan içeri girerek yapı elemanlarına dolayısıyla da yapıya zarar vermesini önlemek için yapılır. Temel olarak su yalıtımı yapısal ve yüzeysel su yalıtımı olarak ikiye ayrılır.

 

 

1- Yapısal su yalıtımı

Genel olarak beton elemanların imalatı sırasında imalat kolaylığı sağlamak, betonun kalitesini artırmak, istenen özelliklerin verilmesini sağlamak ve su geçirimsizliği elde etmek amacıyla toz ya da sıvı halde bulunan yapı kimyasallarının katkı olarak kullanılması ile yapımıza su girişini ve etkilerini azaltıcı uygulamalar bütünüdür. Su/çimento oranını düşürerek beton içerisindeki kılcal boşlukları azaltan, beton içerisindeki kapiler boşlukların tıkayan vb. fonksiyonlara sahip beton katkıları ve derz malzemeleri bu gruba girer.

Dış yüzeye uygulanan derz malzemeleri : Suyun betondaki genleşme veya inşaat derzlerine girmesini engellemek için polietilen veya hypalon su tutucu bantlar kullanılır. Suyu durdurma veya beton içerisinde gideceği yolu uzatma prensibi ile çalışırlar.

Betonun bünyesine uygulanan derz malzemeleri Dış yüzeydeki suyun betondaki genleşme veya inşaat derzlerinden geçişini engellemek için su tutucu bantlar veya su ile genleşen mastik ve profiller kullanılır. Suyu durdurma veya beton içerisinde gideceği yolu uzatma prensibi ile çalışırlar.

İç yüzeye uygulanan derz malzemeleri İ ç yüzeydeki suyun betondaki genleşme veya inşaat derzlerinden geçişini engellemek için hypalon su tutucu bantlar kullanılır. Suyu durdurma prensibi ile çalışırlar (Şekil 2).

 

Şekil 2: Su Tutucu Bantlar

2- Yüzeysel su yalıtımı

Suyun bulunabileceği dış ortam ile yapı kabuğu arasında su geçirimsiz katman oluşturmak için yapılan işlemler bütünüdür. Bu amaçla su geçirimsiz özel su yalıtım örtüleri kullanılır.

Su yalıtımı, yapılara suyun girebileceği bölgelere doğru su yalıtım örtülerinin uygulanması ile yapılır. Su yalıtımı uygulamalarının suyun geldiği taraftan, yani yapının dış tarafından yapılması tercih edilmelidir.

Temelde yapılacak uygulamalarda ilk adım; zemin etüdü ve varsa zemin suyunun test edilerek bu suların olası etkilerinin tespit edilmesidir. Yapılan etüt çalışmalarının ardından, mümkünse binanın toplam oturma alanından daha büyük olacak şekilde yatay olarak grobeton dökülür ve bunun üzerine su yalıtım katmanı uygulanır. Bina su yalıtımının üzerine inşa edilir ve suyun etki edebileceği seviyeden temele kadar olan düşey duvarlara da su yalıtımı uygulanır. Grobeton üzerine yapılan su yalıtımı ile düşey duvarlara yapılan su yalıtımları üst üste bindirilerek bina dıştan bohçalanmış olur. Binanın oturma alanından daha geniş temel çukurlarının açılamadığı durumlarda ise yapının üzerine oturacağı bir betonarme çanak oluşturulur. Bu çanağın iç tarafından su yalıtımı yapılır ve bina bu çanağın içine oturtulur. Uygulamalar, yalıtımı geçemeyen suların yapıdan uzaklaştırılması amacıyla su yalıtımından daha aşağı seviyede drenaj (tahliye) yapılması ile tamamlanır. (Şekil 3)

 

3-Su Yalıtım Malzemeleri

Temel olarak su geçirimsizlik sağlayan malzemelere su yalıtım malzemeleri denir. Su yalıtımında kullanılan malzemeler, kullanım alanlarına ve özelliklerine göre üç ayrı başlık altında toplanırlar.

 

 

I. Su Yalıtım Örtüleri

• Bitümlü örtüler: Okside Bitümlü Örtüler, Polimer Bitümlü Örtüler (APP/SBS katkılı)
• Sentetik örtüler: PVC, EPDM, TPO, ECB/ECO, vb.

II. Sürme Esaslı Malzemeler

• Çimento esaslı malzemeler
• Akrilik esaslı malzemeler
• Bitüm esaslı malzemeler
• Poliüretan esaslı malzemeler

III. Yapısal Su Yalıtım Malzemeleri

• Yapı kimyasalları
• Derz malzemeleri

Su yalıtım malzemeleri; kullanım amacı ve uygulanacak bölgeye göre; ortamdaki su basıncına, zeminin yapısına, yapıdan beklenen hareketlere, ürünün üzerine gelecek olası yüklere, iklim koşullarına ve yapıdaki detaylara göre seçilmelidir.

TOP